TurquoiseFjord
Kayıtlı Kullanıcı
Bir arkadaşım geçen ay yeni Mercedes'ine binmemi sağladı. Müzik açtı, ses geldi... ve ben bir süre hiçbir şey söyleyemedim. Sadece oturdum. O his biliyorsunuz ya, bir şeyin gerçekten iyi olduğunu hissedince kelimeler geç gelir. İşte Burmester tam olarak o histi.
Burmester aslında bir Mercedes markası değil. Bunu çoğu kişi bilmez. Berlin merkezli, 1977'de kurulan bağımsız bir hi-fi ses şirketi. Dieter Burmester kurmuş, adamın tek derdi var: sesi mükemmel yapmak. Mercedes onlarla ortaklık kurmuş, araçlara özel sistemler geliştirmişler. Yani bu iş "arabaya hoparlör koy" meselesi değil. Çok daha derin bir şey...
Sistemin kalbinde ne var derseniz, amplifikatörler. Burmester'in araçlara yerleştirdiği dijital amplifikatörler, her hoparlörü ayrı ayrı besler. Yani sol ön kapıdaki hoparlör bambaşka bir sinyal alır, tavan hoparlörü bambaşka. Bu ayrım neden önemli? Çünkü her frekans aralığı farklı güç ister. Bas için güç lazım, tiz için hassasiyet. İkisini aynı kaynaktan besleyince biri diğerini ezer. Burmester bunu çözmüş.
Bir de şu var: arabanın içi bir konser salonu değil. Dört kişi oturuyor, cam var, plastik var, deri var, her yüzey sesi farklı yansıtıyor. Vallahi bu akustik problemi çözmek bazen araba tasarlamaktan daha zor. Burmester bu yüzden her model için ayrı kalibrasyon yapıyor. S-Class'a kurulan sistem GLE'ye birebir uymuyor. Arabanın iç geometrisine göre her hoparlörün zamanlaması, ses basıncı, frekans dengesi yeniden ayarlanıyor.
Hoparlör sayısı modelden modele değişiyor ama üst paket sistemlerde 23'e kadar çıkıyor. Tavan, kapılar, ön göğüs, hatta koltuk arkaları... Her yere yerleştirilmiş. Amaç şu: sesin sizi her yönden kuşatması. Buna "360 derece ses sahnesi" diyorlar. Kulağa pazarlama lafı gibi geliyor ama gerçekten öyle bir etki yaratıyor. Müzik hoparlörden değil, sanki ortamın kendisinden geliyor gibi hissediyorsunuz.
DSP meselesi de atlamamak gerekiyor. Dijital sinyal işlemcisi, yani DSP, gelen ses verisini arabanın içine göre şekillendiriyor. Hız arttıkça yol gürültüsü artar, sistem bunu algılar ve ses seviyesini otomatik dengeler. Buna "Linguatronic" veya "Speed-sensitive volume" deniyor Mercedes'te. Abi 140'ta giderken müziği duymak için sesi açıyorsunuz, şehre girince kulak patlatıyor. Bu sistemi bu sorundan kurtarıyor.
Bazı modellerde "Surround Sound" modu da var. Bu mod müziği sadece stereo olarak değil, sanki bir stüdyo ortamında dinliyormuşsunuz gibi işliyor. Biliyorum, "arabanın içinde surround ses" deyince biraz abartılı geliyor. Ama oturup deneyene kadar öyle düşünüyorsunuz. Bir kere denedikten sonra standart sisteme dönmek çok zor oluyor.
Burmester'i diğer premium ses sistemlerinden ayıran bir şey daha var: faz uyumu. Teknik bir kavram bu ama basitçe şöyle anlatayım. İki hoparlörden çıkan ses aynı anda kulağınıza ulaşmazsa, ses "dağılmış" hissettiriyor. Burmester her hoparlörün sesini öyle hesaplayarak gönderiyor ki hepsi kulağınıza neredeyse eş zamanlı ulaşıyor. Sonuç? Net, berrak, "dolu" bir ses...
Kurulum sürecine de değinmek lazım çünkü bu sistemi sonradan arabaya takmak mümkün değil. Fabrikada araçla birlikte entegre ediliyor. Kablolama, hoparlör yuvası, amplifikatör konumu, hepsi araç tasarımına göre belirleniyor. Sonradan "ben de Burmester istiyorum" diyemiyorsunuz. Ya sipariş sırasında seçiyorsunuz ya da seçmiyorsunuz. Bunu bilmeden arabayı alanlar sonradan çok üzülüyor.
Peki gerçekten bu fiyata değer mi? Burmester paketi binlerce euro'luk ek maliyet getiriyor. Buna kesin bir cevap vermek zor çünkü ses algısı kişisel bir şey. Ama şunu söyleyeyim: müziği ciddiye alan, arabasında vakit geçiren ve kulağı biraz hassas olan biri için bu sistem bir lüks değil, bir ihtiyaç gibi hissettiriyor. Billahi abartmıyorum. Bazı şeyler deneyince anlaşılıyor, anlatmakla değil.
Burmester aslında bir Mercedes markası değil. Bunu çoğu kişi bilmez. Berlin merkezli, 1977'de kurulan bağımsız bir hi-fi ses şirketi. Dieter Burmester kurmuş, adamın tek derdi var: sesi mükemmel yapmak. Mercedes onlarla ortaklık kurmuş, araçlara özel sistemler geliştirmişler. Yani bu iş "arabaya hoparlör koy" meselesi değil. Çok daha derin bir şey...
Sistemin kalbinde ne var derseniz, amplifikatörler. Burmester'in araçlara yerleştirdiği dijital amplifikatörler, her hoparlörü ayrı ayrı besler. Yani sol ön kapıdaki hoparlör bambaşka bir sinyal alır, tavan hoparlörü bambaşka. Bu ayrım neden önemli? Çünkü her frekans aralığı farklı güç ister. Bas için güç lazım, tiz için hassasiyet. İkisini aynı kaynaktan besleyince biri diğerini ezer. Burmester bunu çözmüş.
Bir de şu var: arabanın içi bir konser salonu değil. Dört kişi oturuyor, cam var, plastik var, deri var, her yüzey sesi farklı yansıtıyor. Vallahi bu akustik problemi çözmek bazen araba tasarlamaktan daha zor. Burmester bu yüzden her model için ayrı kalibrasyon yapıyor. S-Class'a kurulan sistem GLE'ye birebir uymuyor. Arabanın iç geometrisine göre her hoparlörün zamanlaması, ses basıncı, frekans dengesi yeniden ayarlanıyor.
Hoparlör sayısı modelden modele değişiyor ama üst paket sistemlerde 23'e kadar çıkıyor. Tavan, kapılar, ön göğüs, hatta koltuk arkaları... Her yere yerleştirilmiş. Amaç şu: sesin sizi her yönden kuşatması. Buna "360 derece ses sahnesi" diyorlar. Kulağa pazarlama lafı gibi geliyor ama gerçekten öyle bir etki yaratıyor. Müzik hoparlörden değil, sanki ortamın kendisinden geliyor gibi hissediyorsunuz.
DSP meselesi de atlamamak gerekiyor. Dijital sinyal işlemcisi, yani DSP, gelen ses verisini arabanın içine göre şekillendiriyor. Hız arttıkça yol gürültüsü artar, sistem bunu algılar ve ses seviyesini otomatik dengeler. Buna "Linguatronic" veya "Speed-sensitive volume" deniyor Mercedes'te. Abi 140'ta giderken müziği duymak için sesi açıyorsunuz, şehre girince kulak patlatıyor. Bu sistemi bu sorundan kurtarıyor.
Bazı modellerde "Surround Sound" modu da var. Bu mod müziği sadece stereo olarak değil, sanki bir stüdyo ortamında dinliyormuşsunuz gibi işliyor. Biliyorum, "arabanın içinde surround ses" deyince biraz abartılı geliyor. Ama oturup deneyene kadar öyle düşünüyorsunuz. Bir kere denedikten sonra standart sisteme dönmek çok zor oluyor.
Burmester'i diğer premium ses sistemlerinden ayıran bir şey daha var: faz uyumu. Teknik bir kavram bu ama basitçe şöyle anlatayım. İki hoparlörden çıkan ses aynı anda kulağınıza ulaşmazsa, ses "dağılmış" hissettiriyor. Burmester her hoparlörün sesini öyle hesaplayarak gönderiyor ki hepsi kulağınıza neredeyse eş zamanlı ulaşıyor. Sonuç? Net, berrak, "dolu" bir ses...
Kurulum sürecine de değinmek lazım çünkü bu sistemi sonradan arabaya takmak mümkün değil. Fabrikada araçla birlikte entegre ediliyor. Kablolama, hoparlör yuvası, amplifikatör konumu, hepsi araç tasarımına göre belirleniyor. Sonradan "ben de Burmester istiyorum" diyemiyorsunuz. Ya sipariş sırasında seçiyorsunuz ya da seçmiyorsunuz. Bunu bilmeden arabayı alanlar sonradan çok üzülüyor.
Peki gerçekten bu fiyata değer mi? Burmester paketi binlerce euro'luk ek maliyet getiriyor. Buna kesin bir cevap vermek zor çünkü ses algısı kişisel bir şey. Ama şunu söyleyeyim: müziği ciddiye alan, arabasında vakit geçiren ve kulağı biraz hassas olan biri için bu sistem bir lüks değil, bir ihtiyaç gibi hissettiriyor. Billahi abartmıyorum. Bazı şeyler deneyince anlaşılıyor, anlatmakla değil.