TurquoiseFjord
Kayıtlı Kullanıcı
Bir arkadaşın sana "abi Mercedes aldım, Burmester seçeneği vardı ama gerek var mı?" diye sorduğunu düşün. İşte tam o an ne cevap vereceğini bilmemek... o his bu makalenin çıkış noktası.
Mercedes fabrika ses sistemi hiç de fena değil aslında. Yanlış anlaşılmasın. Orta segment bir araçta bu kalitede bir ses sistemiyle karşılaşmak bile çoğu insanı memnun eder. Ama bir kere Burmester'in sesi duyulduktan sonra geri dönmek zorlaşıyor, vallahi.
Burmester bir Alman hi-fi markası. 1977'den beri ev ses sistemleri yapıyor, yani bu iş onlar için yan uğraş değil. Mercedes'le ortaklıkları 2010'ların başına dayanıyor ve o günden bu yana S-Klasse, E-Klasse, GLE gibi modellerde opsiyonel olarak sunuluyor. Standart sistemi kim tasarladı diye sorarsan, genellikle Harman ya da Burmester'in daha giriş seviyesi yapılandırmaları oluyor ama bu ayrımı çok az kişi fark ediyor.
Hoparlör sayısına bakmak lazım önce. Standart sistemde genellikle 9 ila 13 hoparlör bulunuyor modele göre. Burmester'de bu sayı 15'e, hatta üst versiyonlarda 23'e çıkıyor. Ama sayı her şey değil. Asıl mesele hoparlörlerin nereye yerleştirildiği, kaç watt güç aldığı ve dijital ses işleme algoritmasının ne kadar gelişmiş olduğu.
Ses sahnelemesi denen bir kavram var müzikseverlerin dilinde. Yani müzik kulaktan mı geliyor, yoksa sanki arabanın ortasında bir bant mı çalıyor gibi hissettiriyor? Standart sistemde ses genellikle "arabanın içinden" geliyor. Burmester'de ise... farklı. Bir konser salonunda oturuyormuş gibi değil belki, ama ses seni sarıyor. Sağdan gelen bir enstrüman gerçekten sağdan geliyor, soldan gelen soldan.
Ya da şöyle düşün; bir kahve dükkanında arka planda çalan müzikle, iyi bir restoranın özenle ayarlanmış ses sistemi arasındaki fark gibi. İkisi de müzik çalıyor. Ama biri seni içine çekiyor.
Burmester sisteminin en belirgin özelliklerinden biri "surround ses" işlemcisi. Özellikle 3D Burmester versiyonunda tavan hoparlörleri de devreye giriyor. Bu hoparlörler yukarıdan gelen ses katmanları yaratıyor. Klasik müzik dinleyenler için bu detay inanılmaz önemli, çünkü orkestranın derinliği o tavan hoparlörleriyle hissediliyor. Elektronik müzik için de aynı şey geçerli, bas frekanslar daha net ayrışıyor.
Standart sistemde de bas var tabii. Ama o bas... nasıl desek... bir şeyleri titretiyor ama kontrol yok üzerinde. Burmester'de alt frekanslar daha sıkı, daha tanımlı. Gürültü değil, gerçek bas o.
Teknik olarak konuşmak gerekirse, Burmester sistemleri genellikle 24-bit DAC (dijital-analog dönüştürücü) kullanıyor. Standart sistemler çoğunlukla 16-bit kalıyor. Bu fark neden önemli? Çünkü 24-bit, sesin dinamik aralığını çok daha geniş tutuyor. Yani en sessiz notayla en yüksek nota arasındaki geçiş daha doğal hissettiriyor. Kulağa "dijital" değil, "analog" gibi geliyor.
Amplifikatör gücü de ayrı bir hikaye. Standart sistemde toplam çıkış gücü genellikle 100-200 watt arasında. Burmester'in temel versiyonunda bu 590 watt, üst versiyonlarda 1750 watt'a kadar çıkıyor. Watt sayısı yüksek ses demek değil, yüksek watt kontrollü ses demek. Yani yüksek seste bozulmadan, titreşmeden, net kalan bir ses.
Bir test sürüşünde ikisi arasındaki farkı anlamanın en kolay yolu şu: Favori bir şarkıyı önce standart sistemde çal. Sonra Burmester'e geç. Aynı şarkıyı aynı ses seviyesinde dinle. İlk 30 saniyede zaten anlıyorsun farkı, inanılmaz bir şey bu...
Fiyat farkına gelelim. Burmester ses sistemi opsiyonu modele ve konfigürasyona göre 3.000 ile 8.000 Euro arasında değişiyor. Yani ciddi bir ek maliyet. Ama arabayı 5-7 yıl kullanacaksan ve müzik dinlemek senin için gerçekten önemliyse, o para çok farklı görünmeye başlıyor. Günde bir saat müzik dinlediğini varsaysan, yılda 365 saat eder. 5 yılda 1.825 saat. O saatlerin kalitesi için ne kadar ödersin?
Standart sistem "yeterli" mi? Evet. Çoğu insan için yeterli. Arka koltukta çocuklar bağırırken, şehir trafiğinde ilerlemeye çalışırken, telefon görüşmesi yaparken fark etmiyorsun zaten. Ama sessiz bir otoyolda, gece geç saatte, tek başına uzun bir yolculukta... işte o an Burmester'in değeri ortaya çıkıyor.
Sonuçta bu karar tamamen kullanım alışkanlığına bağlı. Bazı insanlar için arabanın sesi hiç önemli değil, bazıları için arabanın içi bir dinleme odasına dönüşmeli. İkisi de yanlış değil. Ama seçim yaparken bunu bilerek yap, çakallığa gelmesin sonradan.
Mercedes fabrika ses sistemi hiç de fena değil aslında. Yanlış anlaşılmasın. Orta segment bir araçta bu kalitede bir ses sistemiyle karşılaşmak bile çoğu insanı memnun eder. Ama bir kere Burmester'in sesi duyulduktan sonra geri dönmek zorlaşıyor, vallahi.
Burmester bir Alman hi-fi markası. 1977'den beri ev ses sistemleri yapıyor, yani bu iş onlar için yan uğraş değil. Mercedes'le ortaklıkları 2010'ların başına dayanıyor ve o günden bu yana S-Klasse, E-Klasse, GLE gibi modellerde opsiyonel olarak sunuluyor. Standart sistemi kim tasarladı diye sorarsan, genellikle Harman ya da Burmester'in daha giriş seviyesi yapılandırmaları oluyor ama bu ayrımı çok az kişi fark ediyor.
Hoparlör sayısına bakmak lazım önce. Standart sistemde genellikle 9 ila 13 hoparlör bulunuyor modele göre. Burmester'de bu sayı 15'e, hatta üst versiyonlarda 23'e çıkıyor. Ama sayı her şey değil. Asıl mesele hoparlörlerin nereye yerleştirildiği, kaç watt güç aldığı ve dijital ses işleme algoritmasının ne kadar gelişmiş olduğu.
Ses sahnelemesi denen bir kavram var müzikseverlerin dilinde. Yani müzik kulaktan mı geliyor, yoksa sanki arabanın ortasında bir bant mı çalıyor gibi hissettiriyor? Standart sistemde ses genellikle "arabanın içinden" geliyor. Burmester'de ise... farklı. Bir konser salonunda oturuyormuş gibi değil belki, ama ses seni sarıyor. Sağdan gelen bir enstrüman gerçekten sağdan geliyor, soldan gelen soldan.
Ya da şöyle düşün; bir kahve dükkanında arka planda çalan müzikle, iyi bir restoranın özenle ayarlanmış ses sistemi arasındaki fark gibi. İkisi de müzik çalıyor. Ama biri seni içine çekiyor.
Burmester sisteminin en belirgin özelliklerinden biri "surround ses" işlemcisi. Özellikle 3D Burmester versiyonunda tavan hoparlörleri de devreye giriyor. Bu hoparlörler yukarıdan gelen ses katmanları yaratıyor. Klasik müzik dinleyenler için bu detay inanılmaz önemli, çünkü orkestranın derinliği o tavan hoparlörleriyle hissediliyor. Elektronik müzik için de aynı şey geçerli, bas frekanslar daha net ayrışıyor.
Standart sistemde de bas var tabii. Ama o bas... nasıl desek... bir şeyleri titretiyor ama kontrol yok üzerinde. Burmester'de alt frekanslar daha sıkı, daha tanımlı. Gürültü değil, gerçek bas o.
Teknik olarak konuşmak gerekirse, Burmester sistemleri genellikle 24-bit DAC (dijital-analog dönüştürücü) kullanıyor. Standart sistemler çoğunlukla 16-bit kalıyor. Bu fark neden önemli? Çünkü 24-bit, sesin dinamik aralığını çok daha geniş tutuyor. Yani en sessiz notayla en yüksek nota arasındaki geçiş daha doğal hissettiriyor. Kulağa "dijital" değil, "analog" gibi geliyor.
Amplifikatör gücü de ayrı bir hikaye. Standart sistemde toplam çıkış gücü genellikle 100-200 watt arasında. Burmester'in temel versiyonunda bu 590 watt, üst versiyonlarda 1750 watt'a kadar çıkıyor. Watt sayısı yüksek ses demek değil, yüksek watt kontrollü ses demek. Yani yüksek seste bozulmadan, titreşmeden, net kalan bir ses.
Bir test sürüşünde ikisi arasındaki farkı anlamanın en kolay yolu şu: Favori bir şarkıyı önce standart sistemde çal. Sonra Burmester'e geç. Aynı şarkıyı aynı ses seviyesinde dinle. İlk 30 saniyede zaten anlıyorsun farkı, inanılmaz bir şey bu...
Fiyat farkına gelelim. Burmester ses sistemi opsiyonu modele ve konfigürasyona göre 3.000 ile 8.000 Euro arasında değişiyor. Yani ciddi bir ek maliyet. Ama arabayı 5-7 yıl kullanacaksan ve müzik dinlemek senin için gerçekten önemliyse, o para çok farklı görünmeye başlıyor. Günde bir saat müzik dinlediğini varsaysan, yılda 365 saat eder. 5 yılda 1.825 saat. O saatlerin kalitesi için ne kadar ödersin?
Standart sistem "yeterli" mi? Evet. Çoğu insan için yeterli. Arka koltukta çocuklar bağırırken, şehir trafiğinde ilerlemeye çalışırken, telefon görüşmesi yaparken fark etmiyorsun zaten. Ama sessiz bir otoyolda, gece geç saatte, tek başına uzun bir yolculukta... işte o an Burmester'in değeri ortaya çıkıyor.
Sonuçta bu karar tamamen kullanım alışkanlığına bağlı. Bazı insanlar için arabanın sesi hiç önemli değil, bazıları için arabanın içi bir dinleme odasına dönüşmeli. İkisi de yanlış değil. Ama seçim yaparken bunu bilerek yap, çakallığa gelmesin sonradan.