TurquoiseFjord
Kayıtlı Kullanıcı
Mercedes C Serisi aldın, güzel araba. Ama ilk birkaç aydan sonra yakıt masrafına bakmaya başlıyorsun ve bir şey dikkatini çekiyor... Şehir içinde neden bu kadar çok yakıyor?
Soğuk motor diye bir şey var. Bunu çoğu insan bilir ama tam olarak ne anlama geldiğini bilmez. Mercedes C Serisi'ndeki 2.0 litrelik turbo benzinli ya da dizel motorlar, çalışma sıcaklığına ulaşana kadar yakıt zenginleştirmesi yapar. Yani motor ısınmadan önce ECU daha fazla yakıt gönderir, bu kaçınılmaz. Kısa mesafeli şehir içi kullanımda motor hiç tam ısınmıyor, vallahi sabah işe gidip akşam eve geliyorsun ve motor ömrünün yarısını soğukta geçiriyor.
Dur-kalk trafiği bambaşka bir mesele. Şehir içi sürüşte en büyük düşman bu. C Serisi'nde, özellikle 9G-Tronic otomatik şanzımanla donatılmış versiyonlarda, her duruşta ve her kalkışta şanzıman vites geçişleri tekrar hesaplar. Moment aktarımı, tork konvertörün defalarca devreye girip çıkması... Bunların hepsi enerji demek. Enerji de yakıt demek. Aslında yakıt yakmıyorsun, zaman kaybediyorsun ve bu zaman sana lira olarak geri dönüyor.
Klima konusunda çoğu insan yanılıyor. Kompresör devreye girdiğinde motora ek yük biniyor, bu bilinen şey. Ama C Serisi'nde otomatik iklimlendirme sistemi, kabin sıcaklığını sabit tutmak için kompresörü çok daha agresif çalıştırıyor. Yaz aylarında şehir içinde sadece klimadan gelen tüketim artışı ciddi rakamlara ulaşabiliyor. Abi ya, bu araçlar klima açıkken gerçekten farklı bir araba gibi hissettiriyor kendini yakıt açısından.
Start-stop sistemi teoride yakıt kurtarıyor. Ama pratikte? Kısa mesafeli duruşlarda, özellikle 3-4 saniyeden kısa süren beklemelerde sistem bazen devreye bile girmiyor. Devreye girdiğinde ise tekrar çalıştırma anında kısa ama yoğun bir yakıt tüketimi oluyor. Net kazanç var mı? Var. Ama beklediğin kadar değil, özellikle İstanbul gibi bir şehirde...
Lastik basıncı, hava filtresi, enjektör kirliliği. Bunlar küçük şeyler gibi görünür ama C Serisi gibi hassas ayarlı bir araçta bu küçük şeyler birikirken yakıt tüketimi üzerindeki etkisi hiç de küçük değil. Lastik basıncı 0.3 bar düşük olduğunda yuvarlanma direnci artar, motor bunu telafi etmek için daha fazla çalışır. Hava filtresi tıkandığında yanma verimi düşer. Enjektörler kirliyse atomizasyon bozulur, yakıt tam yanmaz...
Bir de sürüş alışkanlığı var ki bunu kimse söylemek istemez. C Serisi güçlü bir araba ve o gücü kullanmak cazip geliyor. Trafik açıldığında biraz fazla gaz, virajdan çıkarken biraz daha erken hızlanma, kırmızıda beklerken motor devrini yüksek tutma... Bunların hepsi şehir içi tüketimi doğrudan etkiliyor. Billahi bu araçlar sizi kışkırtıyor, tasarruflu sürmeyi zorlaştırıyor.
Ağır trafik koşullarında transmisyon yağı da ısınıyor. Bu teknik bir detay ama önemli. Şanzıman yağı çalışma sıcaklığına gelene kadar akışkanlığı tam değil, bu da iç sürtünmeyi artırıyor. Şehir içinde motor ve şanzıman hiçbir zaman tam verimli çalışma aralığına giremiyor. Sanki bir yarış atını her gün 500 metre koşturuyorsun ama hiç tam hız verme fırsatı vermiyorsun...
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Mercedes C Serisi, şehir içi kullanım için tasarlanmış bir araba değil. Otoyolda, sabit hızda, uzun mesafede gerçek verimini gösteriyor. Şehirde sürdüğünde aracın tüm sistemleri sürekli yarım kalmış döngüler içinde çalışıyor. Bu da yakıt tüketimini kaçınılmaz olarak artırıyor. Bunu bilmek en azından şaşırmamana yardımcı olur.
Soğuk motor diye bir şey var. Bunu çoğu insan bilir ama tam olarak ne anlama geldiğini bilmez. Mercedes C Serisi'ndeki 2.0 litrelik turbo benzinli ya da dizel motorlar, çalışma sıcaklığına ulaşana kadar yakıt zenginleştirmesi yapar. Yani motor ısınmadan önce ECU daha fazla yakıt gönderir, bu kaçınılmaz. Kısa mesafeli şehir içi kullanımda motor hiç tam ısınmıyor, vallahi sabah işe gidip akşam eve geliyorsun ve motor ömrünün yarısını soğukta geçiriyor.
Dur-kalk trafiği bambaşka bir mesele. Şehir içi sürüşte en büyük düşman bu. C Serisi'nde, özellikle 9G-Tronic otomatik şanzımanla donatılmış versiyonlarda, her duruşta ve her kalkışta şanzıman vites geçişleri tekrar hesaplar. Moment aktarımı, tork konvertörün defalarca devreye girip çıkması... Bunların hepsi enerji demek. Enerji de yakıt demek. Aslında yakıt yakmıyorsun, zaman kaybediyorsun ve bu zaman sana lira olarak geri dönüyor.
Klima konusunda çoğu insan yanılıyor. Kompresör devreye girdiğinde motora ek yük biniyor, bu bilinen şey. Ama C Serisi'nde otomatik iklimlendirme sistemi, kabin sıcaklığını sabit tutmak için kompresörü çok daha agresif çalıştırıyor. Yaz aylarında şehir içinde sadece klimadan gelen tüketim artışı ciddi rakamlara ulaşabiliyor. Abi ya, bu araçlar klima açıkken gerçekten farklı bir araba gibi hissettiriyor kendini yakıt açısından.
Start-stop sistemi teoride yakıt kurtarıyor. Ama pratikte? Kısa mesafeli duruşlarda, özellikle 3-4 saniyeden kısa süren beklemelerde sistem bazen devreye bile girmiyor. Devreye girdiğinde ise tekrar çalıştırma anında kısa ama yoğun bir yakıt tüketimi oluyor. Net kazanç var mı? Var. Ama beklediğin kadar değil, özellikle İstanbul gibi bir şehirde...
Lastik basıncı, hava filtresi, enjektör kirliliği. Bunlar küçük şeyler gibi görünür ama C Serisi gibi hassas ayarlı bir araçta bu küçük şeyler birikirken yakıt tüketimi üzerindeki etkisi hiç de küçük değil. Lastik basıncı 0.3 bar düşük olduğunda yuvarlanma direnci artar, motor bunu telafi etmek için daha fazla çalışır. Hava filtresi tıkandığında yanma verimi düşer. Enjektörler kirliyse atomizasyon bozulur, yakıt tam yanmaz...
Bir de sürüş alışkanlığı var ki bunu kimse söylemek istemez. C Serisi güçlü bir araba ve o gücü kullanmak cazip geliyor. Trafik açıldığında biraz fazla gaz, virajdan çıkarken biraz daha erken hızlanma, kırmızıda beklerken motor devrini yüksek tutma... Bunların hepsi şehir içi tüketimi doğrudan etkiliyor. Billahi bu araçlar sizi kışkırtıyor, tasarruflu sürmeyi zorlaştırıyor.
Ağır trafik koşullarında transmisyon yağı da ısınıyor. Bu teknik bir detay ama önemli. Şanzıman yağı çalışma sıcaklığına gelene kadar akışkanlığı tam değil, bu da iç sürtünmeyi artırıyor. Şehir içinde motor ve şanzıman hiçbir zaman tam verimli çalışma aralığına giremiyor. Sanki bir yarış atını her gün 500 metre koşturuyorsun ama hiç tam hız verme fırsatı vermiyorsun...
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Mercedes C Serisi, şehir içi kullanım için tasarlanmış bir araba değil. Otoyolda, sabit hızda, uzun mesafede gerçek verimini gösteriyor. Şehirde sürdüğünde aracın tüm sistemleri sürekli yarım kalmış döngüler içinde çalışıyor. Bu da yakıt tüketimini kaçınılmaz olarak artırıyor. Bunu bilmek en azından şaşırmamana yardımcı olur.